• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Vefatının 2. yılında dualarla anılıyor! Japonya mücahidi Nimetullah Hoca

Yeniakit Publisher
2023-07-31 11:01:00 -
Vefatının 2. yılında dualarla anılıyor! Japonya mücahidi Nimetullah Hoca

20 seneyi aşkın süre kaldığı Japonya’da birçok cami ve mescid açıp, on binlerce kişinin İslam ile şereflenmesine vesile olan, 1981 yılında Çin’de 20 bin Kur’an-ı Kerim dağıtan, tebliğ için ömrü boyunca 50’den fazla ülkeyi gezen ‘Nimetullah Hoca’yı vefatının 2. yıldönümünde rahmetle ve minnetle yâd ediyoruz. “Her Müslüman bir şekilde davete niyetlense İslam bütün dünyaya hakim olur” diyen Nimetullah Hoca, ömrünü İslam’a vakfeden çağdaş bir davetçiydi. Ömrü tebliğ ve irşad ile geçen Nimetullah Hoca’yı Eyüp Sultan Mezarlığı’ndaki kabristanına on binlerce dostu ve talebesi tekbirlerle uğurlamıştı.

Kamuoyunda ‘Nimetullah Hoca’ ismiyle bilinen Nimetullah Halil İbrahim Yurt, 1931 yılında Amasya’nın Taşova ilçesinde İbrahim ve Hatun Yurt çiftinin iki çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Genç yaşında babasıyla alimlerin ve ariflerin sohbetlerine katılarak ilmini artırmıştır.

1955 yılında Sultanahmet Camii’nde müezzinlik hayatına başlayan Nimetullah Hoca, İslam alimi ve tasavvuf ehli Gönenli Mehmet Efendi ile Seyyid Şefik Arvasi’ye imam vekilliği görevlerinde de bulunmuş, Mehmet Zahid Kotku, Mahmud Sami Ramazanoğlu, Ali Haydar Efendi, Mahmud Efendi gibi tasavvuf ehli zatlarla görüşmüş ve onlardan istifade etmiştir.

Nimetullah Hoca, Sultanahmet Camii günleri dönemine ait bir hatırasını şöyle anlatır: ‘Sultanahmet Camii’nde müezzin ve yardımcı imam olarak görevliydim. Binlerce mümine saatlerce vaaz ve nasihat ediyorum. Gönlüme bir büyüklenme bir kendimi beğenme duygusu geldi. “Bu halin çaresi nedir? Kime sorayım?” diye düşünürken aklıma Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi geldi. İskenderpaşa Camii’ne Mehmet Zahid Hocaefendiyi ziyarete gittim. Ben daha henüz bu konuda bir şey sormadan O, sohbet esnasında “Biz neyimize güvenelim, neyimize kibirlenelim? Hz. Ebubekir gibi sıdk ve samimiyetimiz mi var, Hz. Ömer gibi
adaletimiz mi var, Hz. Osman gibi edep ve ahlakımız mı var, Hz. Ali gibi ilim ve cihadımız mı var? Neyimize güvenelim” dedi. Ben aradığım cevabı almıştım.”
Nimetullah Hoca, görevinden emekli olduktan sonra babasının yanına giderek Mekke’ye yerleşmiştir. Burada 33 sene kalan ve Nur Dağı yakınlarındaki Seyitler Mahallesinin camiinde hocalık yapan Nimetullah Hoca, aldığı bir davet üzerine Japonya’ya giderek Japonya İslam Merkezi’nin baş imamlığına başlamıştır.
20 seneyi aşkın süre kaldığı Japonya’da yüzlerce cami ve mescid açan Nimetullah Hoca, farklı inanç gruplarından binlerce kişinin Müslüman olmasına vesile olduğu için ‘Japonya mücahidi’ olarak anılmaya başlanılmıştır. Nimetullah Hoca, Filipinler’de de 3 yıl tebliğ faaliyetinde bulunmuştur.

İrşada vakfedilen bir ömür

1981 yılında Çin’de 20 bin Kur’an-ı Kerim dağıtan Nimetullah Hoca, İslam’ı tebliğe adadığı ömrü boyunca 50’den fazla ülkeyi ziyaret etmiştir. Arapça ve Urduca bilen Nimetullah Hoca, dünyanın farklı noktalarında yüzlerce camiyi hizmete açmıştır. Nimetullah Hoca, 30 Temmuz 2021 günü 90 yaşında hayatını kaybetti. Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Eyüp Sultan Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Çağdaş bir davetçi

20 seneyi aşkın süre kaldığı Japonya’da yüzlerce cami ve mescid açıp, on binlerce kişinin İslam ile şereflenmesine vesile olan, 1981 yılında Çin’de 20 bin Kur’an-ı Kerim dağıtan, tebliğ için ömrü boyunca 50’den fazla ülkeyi gezen ‘Nimetullah Hoca’yı vefatının 2. yıldönümünde rahmetle ve minnetle yâd ediyoruz. “Her Müslüman bir şekilde davete niyetlense İslam bütün dünyaya hakim olur” diyen Nimetullah Hoca, ömrünü İslam’a vakfeden çağdaş bir davetçiydi....

Dr. Selahaddin Semiz

Nimetullah Hocamızı 2009 yılında Afiyet Hastanesinde tedavi ederken tanıdım. Hastanede serviste yatan hastaları ziyaret ederken Nimetullah Hocaya da uğrar hal hatır sorar tedavisi konusunda konuşurduk. Bembeyaz giysiler içerisinde uzun aksakalı ile insanda saygı ve hürmet uyandıran güleç yüzlü, tatlı dilli, ağzı dualı mübarek bir insandı. Her ziyaretimizde kısa dualar ve nasihatler eder, vaktimiz varsa bazı hatıralarını anlatırdı.

Tedavisi bitince taburcu olacağı zaman hekimleri ve bizi hayrette bırakan bir olay oldu. Nimetullah Hoca hastanede kalmak istiyor, taburcu olmayı kabul etmiyordu. Tedavisi bitmesine ve kendisini seven zengin bir dostunun vasıtası ile iyi bir otelde yer ayırtılmasına rağmen hastaneden çıkmak istemiyordu. Doktorlar ve hemşireler Hocayı bir türlü ikna edememişler ve benden onu taburcu olmaya ikna etmemi istemişlerdi.

Aslında ekip de onu sevmişti, ayrılmasını istemiyorlardı. Duaları ve tatlı dili ile tüm çalışanların sevgisini kazanmıştı. Ama uzun süre hastanede kalması riskli olabilirdi. Nimetullah Hocayı ikna etmek için önce doktorların tavsiyelerini söyledim, sonra da kendisi için hazırlanan otelde daha rahat ve konforlu olacağını anlattım. Hasta olursa her zaman bize müracaat edebileceğini söyledim. O her zamanki mütebessim çehresi ile beni dinliyor, tamam der gibi başını sallıyordu. Ama yine de hastanede kalmak istediğini söylüyordu.

Israrlarım üzerine hastanede kalmak istemesinin esas nedenini söyledi: “Evladım müsaade edin ben hastanede kalayım, hastaları ziyaret edeyim, onlardan dua alayım ve dua edeyim. Gönlü kırık olanlara nasihat edip, ferahlık vereyim, sevap kazanayım” dedi. Nimetullah Hoca, yaşlı ve hasta halinde bile başka insanların gönlünü yapmak, onlardan dua almak ve sevap kazanmak peşindeydi.

Daha sonraki dönemlerde de hastanemize uğrar, biz tahlil ve tedavileri ile ilgilenirken, o sürekli insanlara tebliğ etmek, hayır dua almak, gönül kazanmak için gayret ederdi. Her gördüğüne gülümseyerek selam verir, sonra da elinde tuttuğu kartları uzatırdı. Kartlarda birkaç dilde ‘Cennetin anahtarı La ilahe illallah, Muhammedün Resulullahtır’ hadisi yazardı. İnsanlara bu kartları verirken “Evladım cennetin anahtarını sana vereyim” diye söylerdi. Bembeyaz kıyafeti, uzun beyaz sakalı ile Kâbe’den gelmiş bir hacı dede görünümündeki bu güzel insana her yaştan ve anlayıştan insan saygı gösterir, verdiği kartları dikkatle okurlardı.
Bir yemek davetinde duadan sonra yaptığı kısa konuşmayı unutamam. Özetle şunları söylemişti: Muhterem kardeşler! Allah CC her yemekte yüzlerce nimetle beraber üç şükür edilecek nimet daha vermiştir. Birincisi bu envai çeşit nimetleri bizlere lütfetmiştir. Bu nimetleri bulamayan milyarlarca insan var dünyada. İkincisi bu nimetlerle beraber sağlık ve sıhhat nimeti vermiştir. Sağlığımız yerinde olmasa ne kadar çok nimet olsa da yiyemeyiz, tadı alamayız.

Üçüncüsü bu nimetleri birlikte yememiz için gönlümüze kardeşlik ve muhabbet vermiştir. Yoksa kan kardeşi olsak bu muhabbet olmasa bir araya gelip yiyemeyiz. Ben miras yüzünden birbiriyle darılıp 20 yıldır görüşmeyen kardeşler bilirim.

Nimetullah Hoca hayatını tebliğ ve kardeşliğe adamış çağdaş bir dervişti. Yaşlı haliyle dünyanın birçok ülkesini dolaşır, insanlara İslam’ı anlatmak için gayret ederdi. Son yıllarda Japonya ve Güney Kore’de İslam’ı anlatmaya çalışıyordu. Dili döndüğü kadar Arapça, İngilizce, Türkçe anlatıyor, yetmezse gönül dili ve dua ile devam ediyordu.

Bu halini Allah’ın kendisine lütfettiği üç nimete bağlıyordu. “Allah bana sayısız nimetlerine ilaveten üç nimet vermiş. Biri dinlemek. Nerede salih bir insan, alim bir kişi varsa onu bulup dinlemeye çalıştım. Bu nedenle çok büyük âlimlere talebe olmak nimetine eriştim. İkincisi anlatmak. Öğrendiklerimi diğer insanlara anlatmak için gayret ettim. Allah bana Mescidi Nebevi dahil yeryüzünde birçok yerde İslam’ı anlatmak şerefine nail etti. Üçüncüsü de gezmek. Allah beni Dünyanın 50’den fazla ülkesini gezerek İslam’ı anlatmayı nasip eyledi elhamdüllüllah” derdi.

Japonya'nın kapısı açılıyor

Yıllarca Sultanahmet Camii’nde daha sonra da Mescidi Nebevi de vaazlar verdikten sonra 1995 yılında Seyyid Cemil adında bir tebliğci ısrarla onu Japonya’ya tebliğ ve vaaz için davet eder. Japonca bilmediği için faydalı olamayacağını düşünen Nimetullah Hoca, bir dizi tevafuk sonunda Japonya’ya gider ve sonra da defalarca Japonya’da bulunur. Çin ve Güney Kore’de de tebliğ seyahatleri yapar.

Nimetullah Hoca’nın çok anlattığı bir hatırası vardı. Japonya’ya gittiği ilk yıllarda dil bilmediği için kimseye İslam’ı anlatamadım diye üzülüyor, ağlamaklı bir halde yol kenarında oturuyormuş. Onun halinden, kıyafetinden, yaşlı gözlerle dua etmesinden etkilenip merak eden 4 Japon genci yanına gelip, “Bir ihtiyacın var mı?” diye sormuşlar. Tabii Nimetullah Hoca’nın derdi İslam’ı anlatmak. Bu gençlere çat pat İngilizcesi ile Müslüman olmalarını söyleyip, elindeki ‘Cennetin Anahtarı La ilahe illallah, Muhammed Resullullah’tır’ yazan kartlardan vermiş. Yine onun meşhur deyimi ile ‘Kul La ilahe İllallah, all problem finish’ deyip, onlara kelime-i şehadeti söyletmiş.

Bu kısımda tekrar o anı yaşıyor gibi şevkle kelime-i şehadeti söyler bize de söyletirdi. Gençler bu garip ihtiyarı biraz merak biraz da hayretle dinleyip, söylediklerini tekrarlayıp, dil ile ikrar edip ayrılmışlar. Daha sonra merakla kartların üzerinde yazan İslam merkezlerinin telefonlarını arayıp, bilgi almışlar. Sonradan Müslüman olan bu Japon gençlerin isimlerini Nimetullah Hoca; Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali koymuş. Bu dört genç İslamiyeti tam öğrenip yıllar sonra Hacc’a gelmişler. Medine de Mescidi Nebevi de Nimetullah Hoca ile karşılaşıp, gözyaşları içerisinde elini öpmüşler.

Nimetullah Hoca, bu karşılaşmayı gözyaşları ile anlatırken onların “Hocam ben senin evladın Ebubekir’im, ben Ömer’im, ben Osman’ım, Ben Ali’yim deyişlerini duydukça sanki Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali ile karşılaşmış gibi oldum” derdi.

Nimetullah Hoca, Japonların çok saygılı ve edepli olduğunu söylerdi. “Az yiyor, az konuşuyor, çok geziyorlar çabuk Müslüman olurlar. Zaten selam verirken Allah’ın isimlerinden olan Hayy diyorlar ve saygıyla eğiliyorlar” dedikten sonra şöyle ilave ederdi: Bize de onlara Hay Hay deyip secde etmeyi öğretmek kalıyor.
Kendisini dinlemeyen ve uzattığı kartları almayan Japonlara “Omma Mori” (Bu seni kurtaracak!) diye seslendiğini ve o insanların bunu duyunca merakla dönüp geldiklerini söylerdi. Bu konuda Peygamberimizin ‘Kelime-i Tevhid sizi sıkıntılardan kurtarır’ hadisini örnek alırdı.

Nimetullah Hocanın Japonya’da ve çeşitli ülkelerde yüzlerce cami ve mescidi ibadete kazandırdığı, buradaki hutbelerin Japonya’daki bazı televizyon kanallarında naklen yayınlandığı, binlerce kişinin de kendisinin vesilesiyle Müslüman olduğu bilinmektedir.

Nimetullah Hocadan hatıralar

Nimetullah Hocanın vefatının ardından çeşitli mecralarda onunla ilgili metinler yayınlandı. Hakkında üniversitelerde çalışmalar yapıldı. Bir rahmete vesile olur ümidiyle bu yazımda onunla ilgili bazı hatıra ve metinleri de sizlerle paylaşmak istedim.

Prof. Dr. M. Es’ad Coşan Hocaefendi, Nimetullah Hoca’dan şöyle bahsediyor: “Ankara’da havadar, manzaralı, düzenli, geniş asfalt sokakları, güzel bahçeli evleri, villaları olan yeni bir mahallede oturuyorduk.

Burada okul, çocuk bahçesi, dinlenme parkı, açık hava sineması, yeraltı sığınağı, çarşı dükkanlar, su deposu... Her şey vardı ama bir camii yoktu; koca mahalle için bir ibadethane düşünülmemiş planda yeri ayrılmamıştı.

Güzel bir yaz günü semtimize, uzun kumral sakallı, güler yüzlü, sempatik, zeki bir hoca, Nimetullah Hoca Efendi geldi. Diyanet teşkilatında resmen görevli değildi; ülke ülke, şehir şehir gezip her türlü topluluğa İslâm’ı anlatıyordu. Çok değişik fikirleri, orijinal bir kişiliği vardı; görgülü ve tecrübeliydi. Çok girişken ve çalışkandı; güçlüklerden yılmıyor, yolundan dönmüyordu. Tatlı konuşuyor, zevkle dinleniyor, karşısındakinin hemen ilgisini ve sevgisini kazanıyordu.
Sabah namazımızı onunla birlikte, aşağıdaki eski köye yapılmış camide kılmış, avluya çıkmıştık. O misafir Nimetullah Hoca Efendi bize sordu:

“—Sizin mahallede cami yok mu?”

“—Maalesef yok, her türlü sosyal ihtiyaç düşünülmüş, ama planda cami yeri ayrılmamış” diye cevap verdik. Hoca efendi gayet sakin ve kararlı:

“—O halde hemen bugün yapalım!” deyiverdi.

Biz şaşırdık, tebessüm ettik, bu iş o kadar basit ve kolay mıydı? Mahallede hiç boş arsa olmadığını izah ettik, o diretti:

“—Madem ki evleriniz bahçeli imiş o takdirde biz de camiyi sizin bahçelerinizden birine kurarız!” dedi. Belediye elbet böyle plansız, düzensiz bir yapıya izin veremezdi; ama o buna aldırmıyor, “

—Siz bana bir bahçe gösterin, gerisi gelir” diyordu.

Ben düşündüm, güzel bir fikirdi. Bizim hiç hatırımıza gelmemişti.

“—Pekâlâ, bizim evin bahçesine gelin, yapalım!” dedim.

Rahmetli bir dost itiraz etti:

“Sizin ev aşağıda ve kenarda, biraz daha ortalarda olmalı!” dedi.

Sonunda değerli bir komşunun evi uygun bulundu; bahçe müsait değildi, ama evin altında mescid olabilecek geniş bir bodrumu vardı, orası boşaltılıp sıvanır düzenlenebilirdi.

Biz, “Olur, inşaallah önümüzdeki günlerde hazır ederiz” diye düşünürken, Hoca efendi:

“—Hayır hemen şimdi yapmalıyız, hayırlı iş tehir edilmez!” demesin mi?

Uzatmayayım herkes battaniyeler getirdi, sararmış otların üzerinde sokak kenarındaki düz ön bahçeye serdi. Orası yazlık açık hava mescidimiz oluverdi. Hoca efendi elini kulağına koydu, çok tatlı bir eda ve seda ile öğle ezanını okudu. Yakın evlerin pencereleri açılıyor, herkes hayretle bizlere bakıyordu. Önümüze mahallenin küçüklü büyüklü çocukları da birikmiş merakla bizleri seyrediyorlardı. Belki içlerinde hiç cami, cemaat görmemiş, ezan, Kur’an duymamış, olanları vardı. Hoca efendi onlarla ahbaplık kurmağa başlamıştı:

“—Uzak durmayın, haydi abdest alın, siz de gelin!” diyordu.

Çekinip tereddüt edenlere:

“—Cennette kuşlar gibi pır pır havalarda uçabileceksiniz, ne hoş değil mi, istemez misiniz?”

“—Haydi nazlanmayın, gelin!” diyor; iltifatlar ediyor, onları güldürüp, kendisine ısındırıyordu. Onlar herhalde şimdiye kadar hiç böyle bir hoca efendi görmemişlerdir.

Kısa zamanda açık hava mescidimiz, bir bayram yerine dönmüş, çocuklar için bir açık hava okulu haline gelivermişti.

Hoca efendi akşama kadar onlara Cennet’in anahtarı olan “Lâ ilâhe illa’llah”ı ve kendileri için Cennet içinde dört duvarlı, çatılı, sevimli bir ev yapmayı öğretmiş bulunuyordu.

Çocuklar akşam eve dönerken, onlara şöyle tenbih ediyordu: “Çocuklar, “Lâ ilâhe illallah” sözü cennetin anahtarıdır. Bu cennet anahtarlarını alınız, ceplerinize doldurunuz; anne, baba, kardeş ve daha başka sevdiklerinize de bu anahtarlardan birer tane veriniz ki onlar da Cennetin kapalı kapılarını açsın, sonsuz güzellikteki Cennet bahçelerine girsin!” diyordu.

Hakikaten duyduk ki, mahallenin çocukları, evine koşan, çocukluk duygusuyla sevine sevine, “Al anne, sana cennetin anahtarı! Al ağabey, sana cennetin anahtarı...” diye hepsine Lâ ilahe illa’llah dağıtmışlar. Evlerinde çok güzel bir hava oluşmuş. (Gül Çocuk, Sayı:3. )

Onunla bir hacc vazifesi sırasında tanışan Dr. Selçuk Engin, “Gizemli Bir Dervişe Penceremden Tanıklığım” başlıklı yazısında Ondan şöyle bahsediyor:
“Hiç şaka yaptığını hatırlamam, hatta vefatından sonra anılarımı yazmaya oturunca fark ettim ki dua, irşad, tebliğ, nasihat dışında hiç konuştuğuna şahit olmamışım. Dünya konusunda ise kalenderdi. Entari ve çıplak ayaklarına giydiği sandaletlerle kıtalararası dolaşırdı. Ayakkabı hediye etseler de bir dahaki gelişinde ayaklarında göremezdiniz. İnsanlardan saygı beklemez, herkese eşit davranır, saygısızlık edene de tavrı değişmezdi. Japonya’daki çalışmalarına çok önem verirdi. Yılın çoğunda oradaydı. “Japonya İslamlaşacak, o zaman Dünyaya da örnek olacak” derdi. Sağlık sorunları Japonya’daki faaliyetlerine engel hale geldiğinde artık tamamen Türkiye’de mukim olmuştu.” (kutupyildizidernegi.org.tr)

Nimetullah Hocanın uzun süre hizmetinde bulunan işadamı Ömer Faruk Ocakzade ondan şöyle bahsediyor: Nimetullah Hocamızla yıllar önce Türkiye’de tanışmıştık. Daha sonra Mekke’de görüşüp misafiri olduk, Medinei Münevver’de birlikte bulunduk.

Hocamız, dünyanın İslamlaşmasını istiyordu. Hedefi İslam’ı herkese ulaştırmaktı. Japonya başta olmak üzere dünyanın bir çok ülkesinde İslam’ı yaymak için bulunmuş olmasına rağmen, “Ulaştıramadım” diye zaman zaman ağlardı.

Nimetullah Hoca tebliğ cazibesine sahip bir insandı. Bir kandil gecesi Ümraniye’de araçtan inerek, “İşte ben müşterilerimi buldum” deyip bira içen 5-6 gence “Hem sağlığınızı, hem dünyanızı, hem ahiretinizi kaybetmeyin. Gelin bundan vazgeçin” demiş. O kişiler de ona saygıyla davranmışlardı.

Nimetullah Hoca Urduca ve Arapça’yı çok iyi bilirdi. Suudi Arabistan’da Urduca ve Arapça saatlerce vaaz ederdi. Suudi Arabistan’da 33 yıl, Japonya’da 20 yıl, Filipinlerde 3 yıl kalmış ve tebliğ ve irşat faaliyetleri yapmıştı. Mehmed Zahid Efendi “Evladım Nimetullah! Sen Japonya’nın İslamlaştırılması için çalışmalar yap” deyince bu vesileyle Japonya’ya gitmişti. Japonya’da tebliğ faaliyetleri ile geçirdiği gündüzlerin gecelerinde ise Tokyo’daki diğer camileri gezer, yol masrafını cebinden karşılayarak birçok şahsı Tokyo Merkez Camii’ne sabah namazına getirirdi.

20 yıl boyunca Nimetullah Hoca ile beraber Japonya ve diğer ülkelerde İslam’ı tebliğ etmeye gayret etmiş ve Hoca’nın davet usûlüne yakından vâkıf olmuş Salih Samarrai, Nimetullah Hoca’nın devamlı olarak: “Her Müslüman bir şekilde davete niyetlense İslam bütün dünyaya hakim olur” dediğini söylüyor.

Nimetullah Hoca şevkini ve ümidini hiç kaybetmeden Allah yolunda var gücüyle çalışmanın, mazeret üretmeden hayırlı işlere koşmanın, her kuldan kendini sorumlu hissetmenin en güzel örneklerinden birisini bizlere bırakarak bu dünyadan geçti. Onun bıraktığı bayrağı yeni gelen davetçilerin devralması ve İslam’ın tüm kıtalara yayılması duasıyla.

Son söz yine Nimetullah Hocamızın olsun:

“İnşallah bütün dünya Müslüman olacak, çünkü vakit geldi. İslam’dan başka yollara sapanlar huzursuzluk içinde. İnsanlık arayış içinde. Huzur ve saadetin tek adresi İslam. Rabbim bizi bu yolda daim kılsın. Amin!”

Bizde buradan bir çağrı yapalım. Nimetullah Hoca’nın hayatı ve tebliğ metodunu anlatan senaryolar, filmler, dizi filmleri yapılmalı günümüz insanlarına onun sevgi ve muhabbet diliyle İslam’ı tebliğ etmesi anlatılarak yeni kalpler kazanılmalıdır.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Kocayusuf

Cennetmekan Nimetullah Hoca ile, 50 yıl kadar önce, hac yolculuğunda uğradıkları Gaziantep Müftülüğü'nde tanışmakla Müşerref oldum. Vefatlarından birkaç yıl önce Münih'e gelmişlerdi. Bir akşam evimize teşrif ettiler. Kendilerinden ricamız üzerine, hasta bir Alman komşumuzu ziyaret ederek, ona kelime-i şehadet okutup, İslam'la şereflenmesine vesile oldular. Nezaketli komşumuz, ağır hastalığı sebebiyle, birkaç hafta sonra vefat etti. Allah (c.c.) cümlesine rahmet eylesin; cümlemize, cümle ehl-i imana, Efendimiz'in (a.s.) Livaülhamd sancağı altıda toplanmayı nasib eylesin...

Leyl.....

Yüzünde nur var.Allah rahmet eylesin.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23