• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Ataşehir Belediyesi Başkan Vekili Murat Güneş tutuklandı

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Ataşehir Belediyesi Başkan Vekili Murat Güneş tutuklandı

Ataşehir Belediyesi Başkan Vekili Murat Güneş yolsuzluk soruşturmasında tutuklandı.

Ataşehir Belediyesi’ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Belediye Başkan Vekili Murat Güneş tutuklandı. Güneş ile birlikte 4 şüpheli hakkında daha tutuklama kararı verilirken, 9 kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Ataşehir Belediyesi’ne yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alınan 14 şüphelinin emniyet ve savcılık işlemleri tamamlandı. Aralarında Belediye Başkan Vekili Murat Güneş’in de bulunduğu 5 şüpheli tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

Hakimlik, Murat Güneş’in yanı sıra eski Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Leyla Terzi, belediye çalışanı Mustafa Anıl Altan, Ataşehir Belediyesi Temizlik Hizmetleri Müdürü Cihan Karakaş ve Halim Bak’ın tutuklanmasına karar verdi.


 

9 ŞÜPHELİ ADLİ KONTROLLE SERBEST

Soruşturma kapsamında Aytekin Şahin, Ekrem Köse, Yusuf Karademir, Emrah Ayhan, Yağmur Kiraz, Gülsüm Aslan, Ersin Yıldırım, Mehmet Mustafa Karakaş ve Murat Korkmaz hakkında ise adli kontrol talep edildi.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmanın, bazı inşaat firmalarından iskan ve imar izinleri karşılığında rüşvet talep edildiği ve menfaat karşılığında imar değişikliklerine onay verildiği iddialarına ilişkin olduğu bildirildi.

Murat Güneş, Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel’in tutuklanmasının ardından 30 Nisan’da yapılan başkan vekilliği seçiminde 22 oy alarak göreve gelmişti.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

dasw

Yeyin Beyler yeyin bu dünya sizin ama öbür taraf çok karanlık.

Recep Aydın / Sosyal Bilimci

Güç, Yolsuzluk ve Çocuk: Beyaz Yaka Suçlarının Görünmeyen Kurbanları Suç ve ceza kavramları, insanlık tarihi boyunca genellikle fail ve mağdur arasındaki doğrusal bir ilişki üzerinden değerlendirilmiştir. Bir suç işlenir, bir mağdur zarar görür ve devlet faili cezalandırır. Ancak kamusal gücü elinde bulunduran aktörlerin karıştığı yolsuzluk, rüşvet ve usulsüzlük gibi "beyaz yaka" suçlarında, adaletin terazisi kurulurken gözden kaçan, adli koridorların ve gazete manşetlerinin uzağında kalan sessiz bir kurban kitlesi vardır: Suçlu ilan edilen ebeveynlerin çocukları. Sosyal statünün, gücün ve prestijin zirvesinden, bir sabah baskınıyla toplumsal damgalanmanın en ağırıyla yüzleşmek zorunda kalan bu çocukların yaşadığı ruhsal ve sosyolojik tahribat, ceza hukukunun sınırlarını aşan derin bir trajedidir. Sürecin ilk ve en sancılı aşaması, kapı arkalarında fısıldanan o kaçınılmaz soruyla başlar: "Çocuğa ne söyleyeceğiz?" Toplumsal görünürlüğü yüksek olan siyasi veya bürokratik figürlerin aileleri, bu kriz anında genellikle iki temel stratejiye başvurur. Çocuk küçükse, gerçeğin ağırlığı altında ezilmesini önlemek amacıyla "baban uzak bir yere çalışmaya gitti" veya "gizli bir görevde" gibi geçici ve korumacı yalanlar üretilir. Ancak dijital çağın kaçınılmaz bir gerçeği olarak çocuk, babasının adını internette veya okul sıralarında duyduğunda bu koruma kalkanı muazzam bir güven kırılmasına dönüşür. Yaş grubu daha büyük olduğunda ise aile mekanizması bir savunma refleksi olarak "kurban psikolojisi" üretmeye başlar. Çocuğa, babasının bir hırsız veya rüşvetçi olduğu değil, "siyasi bir kumpasın", "çekememezliğin" veya "bir oyunun" kurbanı olduğu anlatılır. Çocuk, gerçeğin çıplaklığı ile ailenin inşa ettiği bu alternatif kahramanlık anlatısı arasında sıkışarak derin bir bilişsel çelişkinin içine itilir. Bu bilişsel çelişki, çocuğun dünyasındaki en büyük sığınak olan "baba" figürünün çöküşüdür. Gelişim psikolojisinde baba; otoritenin, adaletin, doğrunun ve mutlak koruyuculuğun sembolüdür. Toplumun ve hukukun bu figürü "suçlu" ve "hırsız" olarak etiketlemesi, çocuğun zihnindeki doğru ve yanlış algısını altüst eder. Güven ağının bu şekilde parçalanması, çocuğun gelecekte kuracağı tüm otorite bağlarını ve insan ilişkilerini sakatlar. Üstelik bu yıkım sadece içsel dünyayla sınırlı kalmaz; "ikincil cezalandırılma" denilen toplumsal stigmatizasyon (damgalanma) süreci devreye girer. Çocuk, işlemediği bir suçun bedelini sokakta, sosyal medyada ve okulda "hırsızın oğlu/kızı" olarak ödemeye başlar. Akran zorbalığının en acımasız biçimlerine maruz kalırken, yaşadığı lüks veya konforlu hayatın diyetini ağır bir utanç ve suçluluk duygusuyla öder. Beyaz yaka suçlarının yarattığı bu travmayı, sokaktaki adi suçlardan ayıran en temel unsur "ani irtifa kaybıdır." Güç ve prestij sahibi bir ebeveynin çocuğu olmak, toplumsal hiyerarşide ayrıcalıklı bir konum sunar. Bu konumun bir günde yok olması, çocuğun sadece babasını değil, kendi kimliğini, sosyal çevresini ve geleceğe dair güvenini de kaybetmesi anlamına gelir. Bir bürokrat veya siyasetçi rüşvete el uzatırken, sadece kendi geleceğini değil, çocuklarının ruh sağlığını ve temiz geçmişini de masaya sürmektedir. Sonuç olarak yolsuzluk, sadece mali kaynakların değil, bir neslin masumiyetinin ve güven duygusunun da gasp edilmesidir. Adalet sistemleri sadece paranın ve gücün hesabını sorarken, bu sistemin arkasında kalan çocukların ruhsal rehabilitasyonu, toplumun vicdani sorumluluğu olarak önümüzde durmaktadır.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23